6 Haziran 2014 Cuma

KEŞFETMEK İÇİN BAK !! PEKİ YA GÖRMEDİKLERİMİZ ?
Bir yeraltı ekosistem hikayesi


Güzel bir slogan, keşfetmek için bak ! Peki her gün gözümüzün önünde olmayan, öyle herkesin ulaşamayacağı yerlerdeki, mesela yeraltındaki, mağaralarda yaşayan canlıları ve güzellikleri keşfetmek. Herkesin bu güzellikleri görmesini ve farketmesini sağlamak, biz mağaracıların gönüllü görevi oldu. İşte bu yazı, Türkiye’nin yeraltında yaşayan ve bazılarının endemik tür olan canlıları keşfetmek için yapılan arka arkaya bir yılda çeşitli zamanlarda yapılan 10 mağara keşif gezisinin sonuçlarını anlatmaktadır.

Herşey, Çevre ve Orman Bakanlığı’nda 23 Şubat 2007 tarihinde bizzat Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürü Prof. Dr. Mustafa K. Yalınkılıç tarafından kurulan Mağara Araştırma Birimi (DKMPmab) ile başladı. Amacı, çekici ama bir o kadar gözönünde bulunmayan mağaralara “ekosistem” açısı ile yaklaşmak, ekolojik değerleri ortaya çıkarmak ve korumak olan mağara araştırma birimi, özellikle mağaracılık konusunda faal gösteren sivil toplum kuruluşları ile belirli bölgelerde hizlı bir şekilde ortak faaliyetlere başlamıştır. Devletin bir bakanlığı’nın hem koruma konusunda bu kadar hassas davranması ve hem de sivil toplum kuruluşları ile bu projeleri ortak yürütmesi takdire şayan bir yaklaşımdır.

DKMPmab şefi , Hidrojeoloji yüksek mühendisi Dr. Selim Erdoğan, birimin stratejik eylem planını şöyle ifade etmiştir. “DKMPmab çalışmalarını 2008-2012 Mağara Stratejik Eylem Planı kapsamında sürdürmektedir. 2008 yılında çeşitli mağara guruplarıyla imzalanan protokoller çerçevesinde ASPEG ile Kastamonu Küre Dağları Milli Parkı, ESMAD ile Eskişehir ve çevresinin mağaraları, BUMAD ile Kırklareli ve çevresinin mağaraları, MAD ile stratejik noktasal çalışmalar ve Bursa-Balıkesir bölgesi mağaraları, MTA Mağara Araştırma Gurubu ile de Altınbeşik Mağarası Milli Parkı’nda mağaralar ekosistem yaklaşımıyla değerlendirilmektedir. Bu çalışmalar sonucunda 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu kapsamında koruma altına alınması gereken mağaralar belirlenecek, yönetim planları oluşturularak uygun statü ile (Tabiat Anıtı, Tabiat Parkı, Milli Park, Tabiatı Koruma Alanı) koruma altına alınacaktır.”

4 Temmuz 2008’de DKMPmab ile imzaladığımız protokol çerçevesinde, Anadolu Speleoloji Grubu olarak, Küre Milli Parkı sınırları içi öncelikli olmak üzere çalışmalarımıza başladık. Projemiz, Küre Milli Parkı Mağara Biyoçeşitlilik Araştırma, yani mağara canlılarını araştırmak, keşfetmek ve türlerini saptamak. Bunu yaparken bulunan yeni mağaraları incelemek, haritalamak ve Türkiye mağara envanterine katmaktı.

Küre dağları milli parkı resmi sitesinde yer alan bilgilere göre, Küre Dağları Milli Parkı Karadeniz Bölgesinin Batı Karadeniz Bölümünde Küre Dağları üzerinde yer almaktadır. Tamamen bir plato karakterindeki milli park doğu-batı doğrultusunda uzanır ve yakın çevresi için fiziksel ve sosyal anlamda bir eşik niteliğindedir. Bu nedenle milli parkın yer aldığı alan üzerinde hemen hiçbir yerleşme birimi bulunmamakta, sosyal hayat milli parkın yakın çevresinde devam etmektedir. Bu nedenle milli parkın yakın çevresi tampon bölge olarak tanımlanmış ve tampon bölgede içeren bölge planlama alanı olarak kabul edilmiştir. Milli park Kastamonu ve Bartın il sınırları içerisinde kalmaktadır. İdari olarak milli park çevresindeki ilçe merkezleri ise Azdavay, Pınarbaşı, Ulus, Kurucaşile, Amasra ve Cidedir. Toplam 37.000 ha alan milli park ve yaklaşık 80.000 ha alan da tampon bölge olarak ayrılmıştır.

Küre Milli Parkı Jeolojisi (Künye)

Yaklaşık 1100 -1300 m irtifaya sahip ve zemininden hemen hemen 500 m yüksekte bir plato olan milli parkın güney batısında kumtaşı, şeyl, konglomera ve kireçtaşı içeren Ulus Formasyonu yer alır. Güney doğusu ise Akgöl Formasyonu’nun bir parçasıdır. Bu formasyon lav çökel dizisi ile başlayan ve kireçtaşı seviyeleri de içeren kiltaşı-kumtaşı ardalanmasından oluşan regresif karakterli bir fliştir. Güneyde hemen hemen tümü ile Alt Kretase yaşlı olan bu formasyonlar, milli park platosu üzerinde ve kuzeyinde, geçişli bir şekilde Üst Jura – Alt Kretase haline dönüşürler. Platonun üstü neritik kireçtaşı özelliğine sahip İnaltı Formasyonu, kuzeyi ve Arıt bölgesi ise Üst Jura yaşlı Çakraz Formasyonudur. İşin ilginç yanı, Çakraz Formasyonu’nun hemen hiç kireçtaşı içermemesi, plato üstünün ise tamamen kalkerden oluşan İnaltı Formasyonu olması dolayısıyla Küre Dağları Milli Parkı haritası nerede ise jeolojik harita ile aynıdır.

Küre Milli parkı özellikle görünen muhteşem karışık orman ve peyzaj güzelliklerinin yanında, Türkiye’de bulunan 142 memeli’nin 40’nın, 38 kuş familyasından 129 kuş türünün burada bulunması, parkı ayrıcalıklı kılmakta ve bundan dolayı, bu güzelliklerin altında görünmeyen güzelliklerin keşfi bize ayrı bir heyecan ve yapacağımız etkinliklere bir ayrıcalık vermektedir.

Ekosistem, biyoçeşitlilik ve suyun birarada gerçekten bir anlam ifade ettiği yerdir, Küre milli parkı. Gezilerde de mağaralara girip çıkarken, muhteşem bitki örtüsü, yaz aylarında bile yağan yağmur, milli parkı tam ortadan yaran, besleyen Devrekani nehri ve ona bağlanan kolların taşıdığı su ve yarattığı olağanüstü kanyonlar, bize mağaraların bu büyük bir ekosistemin parçası olduğunu çok bariz bir şekilde gösteriyordu.(foto: şelale ve not: bu suyun olmadığı bir ortamı düşünmek?)

Küre Milli parkı ve civarında yaşayanlar, 1982 yılından başlayarak özellikle Boğaziçi Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübü ve çeşitli yerli yabancı araştırmacıların yıllarca bölgede yaptığı keşiflerle, mağaracılara ve mağara keşiflerine alışkındı. Bölgede yapılan ve daha çok sportif olarak araştırılan mağaraların toplam sayısı 40’ı bulmuştu, bulmuştu diyoruz çünkü bizim yaptığımız araştırmalarla 70’ı geçti ve artmaya devam edecek. 

ASPEG olarak herşey, sıcak bir temmuz akşamı geç bir saatte herhalde top oynandığı için Topmeydanı denilen ve hemen Küre milli parkı sınırı içindeki yaylaya vardığımızda başladı. Diz boyu çimen, binbir böcek vızıltıları, özel bir yere geldiğimizi hissettiriyordu. Projeye adımımızı bu gezi ile atmıştık.

Bu proje çerçevesinde yaptığımız ilk büyük gezi idi. Amacımız bu kadar büyük bir alana yayılmış milli parkı, belli bölgelere ayırıp, bölge bölge incelemek ve ilk önce araştırılması bitirilmiş mağaralara girip, biyolojik numuneler toplamaktı. Numune toplamak deyip geçmeyelim, o kadar basit bir iş değil. Sabır, dikkat ve bilgi isteyen bir iş.

Bize katılan mağara biyologlarından yaklaşık 1 saatlik nasıl numune toplanır, hangi böceği toplarken nasıl dikkat edilir, numuneler mağaranın hangi bölgesinde yaşadığı (karanlık, yarı karanlık, aydınlık) ve özellikle mağarada nerelere bakmamızı yani yeraltında keşfetmek için nasıl bakmamız gerektiğini öğrendik. Sportif olarak girdiğimiz ve geçip gittiğimiz mağara galerilerinde artık 9 yaşından 65 yaşına kadar 23 kişilik mağaracı ekibimiz yavaş yavaş ilerliyor ve dikkatle duvarları, yerleri, taşların arasını, havuzların içini, kah eşeleyerek kah emekleyerek ama en önemlisi keşfetmek için bakmaya başladık.

Topmeydanı ve civarı tam bir mağara cennetidir. Yürüyüş mesafesinde onlarca mağara vardır. Bu mağaraların çoğunun suyla alakası vardır yani bir şekilde su yutan delik vazifesi gördükleri ve suyu barındırdıkları için biyocanlılık çok fazladır. 70’i aşkın mağarayı bünyesinde barındıran küre milli parkına “ Küre Milli Mağaralar Parkı” demek yanlış olmayacaktır.

Küre milli parkına geçen yıl temmuz ayından bu zamana kadar yapılan toplam 11 gezide, gurup olarak 30 adet mağara bulunup araştırılmış, ölçülmüş ve haritası çizilmiştir. Bulunan mağaralarda yaklaşık 145 türden mağara canlısı numunesi toplanmış ve yine ilk yapılan analizlere göre bunların 13 yeni tür bulunmuş olma ihtimali yüksektir. Bu yeni türlerin tam tespiti yapılabilmesi için daha detaylı çalışmalar gerekmektedir. Toplanan biyolojik numunelerde mikrobiyolojik canlılar henüz yoktur.

Küre Milli Parkı’nın sadece yerüstünde değil yeraltı bir nevi içinde de çok çeşitli canlıları barındırdırdığını göstermektedir.

Türkiye çoğrafyasında mağara canlılarını inceleme ve araştırma tarihi 20. yüzyılın başlarına gitmekle beraber daha çok yabancıların ilgi alanına girmiştir. Yine de yapılanlara bakıldığında, Türkiye’de mağara canlılarının araştırılmasındaki boşluk oldukça büyüktür. Çevre Bakanlığı DKMPmab bölümü önderliğinde başlatılan kapsamlı çalışmalar bu boşluğu doldurmak için adılan bir adım olarak görülmelidir.

Dünyaca ünlü mağarabilimcisi Paolo Forti’nin bir makalesinde bahsettiği gibi mağara ve mağara ortamı, birçok bilimdalına araştırma yapmak için ideal ortam sağlamaktadır ve mağara biyolojisi bunlardan sadece birisidir.

Birçok bilime ortam sağlayan ve yerüstünde ve altında birçok endemik canlıları barındıran Küre Milli parkı maalesef, devletin soğuk nefesini ensesinde hissetmektedir.

Yine HES! Küre Dağları’nda Doğal Yaşama Tehdit

Atlas Dergisi’nin Eylül sayısında Doğa Derneği Başkanı Güven Eken’in Dereler Boğulurken (Susuzlaştırma) yazısındaki yapılan HES’lere gerekli tepkiyi vermezsek maalesef Küre Milli Parkı’nı besleyen nehir ve dereleri de eklemek zorunda kalacağız.

Yurdumuzda akan her nehire, dereye, çaya potansiyel enerji kaynağı olarak bakan DSİ uzun bir zamandır Kastamonu, Devrekani Çayı’nı da gözüne kestirmiş durumda. Kastamonu il sınırlarında planlanan 38 baraj ve hidroelektrik santrallarından dört tanesi Devrekani Çayı üzerinde. Cide, Tor, Ilıca ve Cürümören’de planlanan bu dört HES’in iki tanesi; Tor ve Ilıca’nın hikâyeleri çok ilginç. Tor Mahallesi, Valla Kanyonu’nun tam ağzında. Buraya inşa edilecek bir baraj kanyona doğru akan Devrekani Çayı’nın önünü keserek tüm Ilıca ve civarını sular altında bırakacak. Evet, Milli Park’a dokunmuyor ama Milli Park’tan başka her şeye ve her yere dokunmakta. Ilıca HES diye sunulan projenin ise daha ilginç bir hikayesi var: Bu santralın Horma Kanyonu önüne yapılması düşünülürken, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın onayı olmayınca “ O zaman suyu borularla Pınarbaşı yakınına çekelim, regülatörü de oraya koyarız” haline döndürüldü. Alternatif projeye göre tüm bölge kazılarak 4 km boru döşenecek. Yani, “ne olursa olsun yapacağız” durumu vardır.

Geçenlerde Kurucaşile yakınlarında, Kapısuyu’nda idik. Kalker kayalarla bezeli, yemyeşil, ve içinde, Karadeniz’de pek rastlanmayan sandal ağaçları bulunan 2 km lik bir vadi ufacık ve ne işe yarayacağı belli olmayan bir baraj için yok ediliyordu. Şimdiden Kapısuyu Vadi’si mıcır ocağı haline getirilmiş, ağaçlar kesilmiş bile. “Ataç İnşaat yapıyor” dediler. Kurucaşile ve Kapısuyu halkı tepkisiz.

HES’in Hortumu

Bir musluğa takılı hortumla bahçenizi suluyorsunuz. Hortum o kadar eski ve delik deşik ki musluğu ne kadar açarsanız açın hortumun ucundan parmak kadar bir su zar zor akıyor. Ne yaparsınız? Sizi bilmem ama Şu anki anlayış bu soruna musluğu daha fazla açarak çare bulacağını zannediyor.

Türkiye’de şu anda kurulu ve aktif durumda 172 hidroelektrik santrali var. Küçüklü büyüklü bu 172 santralin toplam kurulu gücü Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yarısını karşılamakta. Peki sorun ne? Sorun bahçe hortumu! Ana istasyonlardan elektrik taşıyan kablolar o denli eski ve yıpranmış durumdaki üretilen elektriğin %30-35’i, yani toplamda 50 – 60 barajın enerjisi bu kablolar üzerinde kayboluyor. İşin en komik yanı ise, eskimiş bu yüksek gerilim kablolarını yenilemenin maliyetinin ancak büyük bir barajın maliyeti kadar olması.

Ne Yapmalı?

Bu toprakların bireysel çıkarlar uğruna yağmalanmasına veya plansız, ucuz politikalar doğrultusunda heba edilmesine hep birlikte tepki göstermek zorundayız. Artık biraz daha duyarlı olun, konuşun, yazın ve kınayın; www.kastamonu.org.tr adresine imza verin. Yoksa günün birinde, bu ülke elimizden, avucumuzdan kayıp giderken hiçbir şey yapmamış olmanızın vicdani sorumluluğu sırtınızda taşınması ağır bir yük olacaktır.

Devletin bir biriminin çevre ve ekolojik sistemleri incelemek için sivil toplum kuruluşları ile çalışırken ve bu çalışmalar sonucunda ülkemizdeki nadir, keşfedilmemiş yer altı zenginliklerimizi korumak üzere harekete geçerken, devletin diğer bir birimi ise adeta herkese ait olan bu güzellik ve zenginlikleri uzun vade de getirisi net olmayan ve sadece toplumda bir avuç insanın işine yarayacak şekilde mahvetmek için uğraşması ne yaman bir çelişkidir.


Yazan: Ender Usuloğlu, Ali Yamaç

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ASPEG Yayınları

http://issuu.com/aspeg