6 Haziran 2014 Cuma

40 Yaşından Sonra Mağaracı Olunur mu?

Hem evet hem de hayır. Mağaraları araştırmak doğa sporları içinde kanımca en çok efor sarf ettiren, büyük enerji harcatan ve psikolojik sınırları zorlayan bir daldır.

İnsanın sınırlarını zorlar mağaracılık. Düşünün, yirmidört saat geçmiş mağaradasınız, üşümüşsünüz, etraf karanlık, ıslak, çamur, hareket etmezsen hipotermiye girme ihtimalin yüksek, beklesen hemen ayakta uyuklayacak kadar yorgunsundur ama önünde daha yukarı çıkmak için 100 m ip tırmanışı bir o kadar geçmen gereken galeriler, göller, yatay parkurlar vardır: Kamyon büyüklüğünde taşların arasında sıyrılarak kah emekleyerek kah tırmanarak kah oradan oraya zıplayarak. Ben de “artık daha ne kadar, yeter” dediğim zamanı hatırlıyorum Düdenyayla Mağarasında. 27 yaşındaydım. Mağaracılığa 21 yaşında başlamıştım. Düdenyayla mağarası, Beyşehir gölünün batısında kalan Dedegöl dağlarının güneyinde kör bir vadide oluşan kireçtaşı tepelerinin milyonlarca yıl içinde gelip suyu geçirmeyen taşlara çarptığı ve suyun sadece bir delikten kaçabileceği bir düden şeklindedir. 24 saat mağara içinde geçirdikten sonra -416 m derinliğe inen bu mağarada kendimi duvardaki sinek gibi hissediyorum. Ben bunu niye yapıyorum diye bir çok kez sordum kendime hem de en çaresiz kaldığım anlarda. İşte yine öyle bir andaydım. Düşüncelerimden sıyrılıp, ipe girdim ve yukarı tırmanmaya devam ettim. Etmek zorundayım başka çare yok ki, mağaradan çıkmak için tekrar girdiğim delikten çıkmam gerekiyor. Yavaş yavaş tırmanırken, denizde dalışta sıcak soğuk suyun karışmadığı bir sınır vardır, mağara ağzında da böyle bir yer vardır. O sınıra geldiniz mi, her türlü çamur, toprak, yosun, çiçek kokusu ve 24 saatte mağarada unuttuğunuz bin türlü koku burnunuza gelir. Biraz daha tırmandın mı, sıcak ve temiz hava seni karşılar. İpte şöyle bir durursun, o anda hiç önemli değildir altındaki boşluk ister 100 m olsun ister 200 m olsun, o boşlukta sallanır ve içine çekersin doya doya havayı. İşte bu an bana yaşadığımı hatırlatır. Evet 25 saat geçirmişim mağarada, evet hem de hiç uyumadan, evet iliklerime kadar üşümüş ve yorulmuşum ama değmişti.

Mağaracılık, sıradan yapılan bir iş değildir dolayısıyla sıradan yaşayan bir insan, mağaracılığı yapamaz. Her mağaracı biraz sıyrıktır, kendine has bir karakteri vardır. Dolayısıyla 40 yaşında mağaracılığa başlayan bir insan biraz sıradışı değilse veya hayatının bir kesitinde sıradışı yaşamamışsa veya bir şeyleri tecrübe etmemişse, ne kadar istese de yapamaz.

Sevgili Süha ve Turgay arkadaşımla, 4 günlük Taşeli platosunda, yüzeyde mağara araştırmadan yeni dönmüş, Gazipaşa'da deniz kenarındaki favori balık lokantasındayız ve muhabbet koyulaşmış. Süha'da benim gibi genç yaşta BÜMAK (Boğaziçi Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübü) ta başladı mağaracılığa, Turgay ise jeofizik mühendisidir BÜMAK'tayken bizim kamplara takılırdı. Hepimiz 45 yaşın üzerindeyiz, 4 gündür yaklaşık 15-20 kg yükle 2000 m irtifada, inanılmaz bozuk kireçtaşı dağlarının tepelerinde yaklaşık 54 km'lik parkuru yürüyerek kat ettik. Amacımız, mağara bulmak ve yazın gelip bulduklarımızı araştırmaya almak. 10-12 tane mağara bulduk ve güzel bir gezinin sonunda Süha anılarını anlatırken, laf eski Çukurpınar etkinliğinden açıldı. O zamanlar BÜMAK'a üyeyiz (sene 1990) ve hepimiz Çukurpınar'ı araştırmak için can atıyoruz. Çukurpınar, Türkiye'de ilk defa tamamen Türkler tarafından araştırılmış, -1000 m derinliğe inen ilk mağaradır. BÜMAK, senelerce her yılın yaz ayında bir ay 1900 m'de kamp atarak Çukurpınar'ı araştırmıştır. Mağaraya herkes bir anda giremediği için 3-4 kişilik ekipler halinde mağarada ipleri döşeyerek yavaş yavaş derinlere iniliyor içerde. Süha, mağaranın derinliklerini araştırmak için kulis yaptığını anlatıyor bize yine aynı heyecanı duyarak masada. Derinlere inebilmek için kulis yapmak. Nerede? 1900 m'de çadırlar atılmış, dağların arasında, medeniyetten uzak, yani bir konsere bilet almak veya bir şehir içinde yapılan bir etkinlik değil. Ne için kulis yapıyor? Çamur, uzun saatler (2-3 gün belki daha fazla) karanlık soğuk ve aynı ıslak giysileri giymek, pis kalmak..Ne için kulis yapıyor? Keşif yapmak için.

Bir insanda keşif dürtüsü daha doğrusu, merak yoksa, o sorgulama eksikse, doğada ki keşiflerde başbaşa kalacağı zorlukları yenemez, kendi sınırlarını zorlamadan geri döner. Meraklı insan devamlı hareketlidir, devamlı bir şeyler dürter, okur öğrenir çalışır ve ilerlemek için uğraşır.



En başta söylediğim gibi mağaracılık zor bir doğasporudur. Biraz amele sporudur. Teknik malzemesi boldur. Hem üstünde hem de yanında taşıman gereken malzeme çok fazladır. Mesela, denizde dalışta da teknik malzeme çoktur ama sizi gitmek istediğiniz yere götüren bir tekne vardır ve de birde 3 boyutlu hareket kabiliyeti sağlayan sulu ortam vardır. Mağara da ise bunlar çok büyük lükstür. Tekne yoktur onun yerine ip vardır, mağarada da her türlü 3 boyutlu hareketi neredeyse yapmak zorundasınız ama suyun verdiği kaldırma kuvveti ve rahatlığı yoktur. Kısaca, benim görebildiğim zor spor dallarından biri olduğu içindir ki, asgari de bir fiziki kondisyon şarttır.

Bu arada fiziğinizden değil fiziki kondisyonunuzdan bahsediyorum. Fiziğiniz ne olursa olsun çok önemli değil kanımca (çok dar yerler hariç).

40 yaşından sonra başlayan birisinin mutlaka kondisyonlu olması lazımdır hele de 3-4 gün mağara içinde kalıp büyük enerji harcayarak faaliyetlerde bulunacaksanız, kondisyon şarttır. Kondisyonu kısmen telafi etmenin tek yolu tecrübedir.



Mağaracı diyorum ama tanımı her mağaracı için farklıdır. Burada mağaracı tanımını, mağaraları keşfetmek için risk alan, rahatlık alanından çıkabilen, zorluklarla fiziken ve en önemlisi ruhen mücadele veren, keşfetmeye açık, “her yeni mağarada, galerinin karanlıkta veya bir uçurumun başına geldiğinde aşağıya doğru kaybolduğunu görüp, bu nereye gidiyor diyebilen” ve zorsunmadan devam eden kişidir.


Şimdi diyebilirsiniz, bu yazdıkların 40 yaş değil her yaş için geçerli. Evet aslında doğru diyorsunuz sadece biraz heyecan olsun diye 40 yaş üstü dedim o kadar.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ASPEG Yayınları

http://issuu.com/aspeg